Arhavi – Arhavizyon

AKTÜALİTE

01 Mayıs 2012 Aktüelite

kolkh-sikkeleri

EN ESKİ LAZ HİTABELERİ

Hitabenin A bölümün de Kolhisli bir genç, kartal kadar güçlü sayılan ve  ülkesi için en büyük dayanak gördüğü Başak tanrıçasına hitap etmektedir.

B bölümün de ise Başak tanrıçasının yine  annesinin ülkesini aydınlık ellerini değdirip korumasını ve  kendisine güç katmasını ve kendisinin de ailesinin temeli olduğunu anlatmaktadır..

Hitabelerin Kolhis uygarlığı döneminde bölge insanlarının Şamanizm dinine olan yakınlığını da güçlendirmektedir.

—————————————————————————————————

altinpost-1

ALTINPOST EFSANESİ

Altın Post ya da Altın Pösteki Yunan mitolojisinde zenginliği ve iktidarı sembolize eden postun adıdır. Yason ve Altın Post hikayesi Koç takım yıldızıyla ilişkilendirilir. Phrixus ve kız kardeşi Helle, Boeotya Kralı Athamas’ın çocuklarıdır. Karısı Nephele öldükten sonra üvey anneleri Ino çocuklara tahammül edemez ve tuzak kurarak tarlalara zararlı maddeler döktürüp ürünlerin zarar görmesini sağlar. Kral bu beladan nasıl kurtulacağını sordurmak için danışmanlarını Delphi’ye kutsal rahiplere gönderir. Kraliçe danışmanlara rüşvet vererek çocukların kurban edilmesi yanıtını krala vermelerini sağlar. Kral Athamas çocuklarını kurban etme konusunda tereddüte düşer fakat rahip danışmanlar kurban konusunda ısrar ederler. Çocuklarını kurban etmek üzere yakınlardaki dağa götürür, bu arada olup biteni cennetten seyreden öz anneleri Nephele tanrılardan çocuklarını korumak için altın postlu bir koç kurban (Aries) yollamalarını diler.

Koç onları almaya gelir ve sırtına alarak Asya’ya (Anadolu) doğru uçmaya başlar. Ne yazık ki Çanakkale Boğazı’nın üzerine geldiklerinde küçük kız Helle aşağıya düşer. Antik Yunanistan’da Çanakkale Boğazı’nın Hellespont olarak adlandırılmasının sebebi bu mittir. Phrixus yoluna devam eder, koç onu güvenli Kolkhis diyarında bırakır. Phrixus koçu Zeus’a kurban ederek koçun altın postunu Lazların Kralı Güneş Tanrısı’nın oğlu Aietes’e sunar. Aietes de Altın Post’u Ares Korusu’ndaki kutsal bir meşe ağacına asar. Post ağacı saran ve hiç uyumayan devasa Kolkhis Ejderhası tarafından korunmaktadır.

Kendilerine Argonotlar denilen aralarında Herakles(Herkül), Orpheus, Aşil’in babası Peleus’un da bulunduğu bir grup cesur genç ve liderleri Yason, gemi ustası Argos’un yaptığı ellibeş kürekli bir gemiyle bu postu ele geçirmek için Kolkhis ülkesine doğru yola çıkarlar. Bu postun bulunduğu yer olarak adı geçen Kolhis, Karadeniz’in Doğu kıyılarındaki tarihsel olarak Lazların yaşadığı bölge Kolha’dır. Uzun ve çok zor bir yolculuktan sonra Ayet’in güçlü ve zengin krallığına varırlar. Kral, Yunan kahramanları öfkeyle karşılar ve gelmelerinin nedenini öğrenir. Ayet, Yason’un şartlarını yerine getirmesi halinde “Altın Post”u Yunanlara vermeye karar verir. Yason önce ateş püskürten boğalara boyun eğdirecek, başlarına boyunduruk geçirecek ve büyük bir tarlayı sürecektir. Sonra Yason’un bir ejderhanın dişlerini toprağa ekmesi ve bu dişlerden çıkacak savaşçıları yenmesi gerekecektir. Yunanlar ancakbundan sonra “Altın Post”u alabileceklerdir.

Altınpost rolyefi-Khobi Kültür Merkezi Binası – Gürcistan

Bu şartları, Ayet’in dışında kimsenin yerine getirmesi mümkün değildir. Bundan dolayı Kral, Yason’un öleceğinden emindir. Kralın kızı Medea’nın yardımı olmasa, Yunanların liderinin, Ayet’in şartlarını yerine getiremeyeceği açıktır. Kralın kızı, ilk görüşte Yason’a âşık olmuş ve ona yardım etmeye karar vermiştir. Medeia bir büyücüdür Yason’a, Prometheus’un kanlarından biten Colchicum bitkisinden büyülü bir merhem hazırlar. Bu merhemi süren bedene silah işlemez gün boyunca ne yaralanır ne ölür. Ejderhanın dişlerini toprağa ektikten sonra topraktan çıkacak adamların aralarına bir taş attığında kendi aralarında kavgaya tutuşup birbirlerini öldüreceklerini de Yason’a Medea söyler. Onun yardımıyla Yason kralın şartlarını yerine getirir ve Aietes’ten Altın Post’u ister. Kral, Yunanlara kimin yardım ettiğini hemen anlar ve Altın Post’u vermeyeceğini açıklar. Bunun üzerine Yason, postu çalmaya karar verir. Ne var ki Medea’nın yardımı olmadan bunu gerçekleştirmesi olanaksızdır. Kralın kızı, postu bekleyen korkunç ejderhayı uyutur ve Yunanlar Altın Post’u ele geçirmeyi başarırlar. Hızla gemilerine binerler ve ülkeleri Yunanistan’a doğru kaçarlar. Medea da Yason’la birlikte gider. Aietes, postun çalındığı ve kızının kaçtığını öğrenir öğrenmez, hemen ordusunu toplar ve Yunanların peşine salar, ama askerler Altın Post’u geri almayı başaramazlar. Yason ve Medeia Altın Postla birlikte İolkos’a dönerler

media-ile-ilgilisinema-filmleri

Altınpost Efsanesi ve Medea ile ilgili çekilen sinema film afişleri

—————————————————————————————————-

 

helimisihasani-1

HELİMİŞİ XASANİ

Hasan Helimişi, 69 yıllık yaşamını Laz kültürünün, Laz dilinin derinliklerinde gezinerek geçiren çok yönlü bir sanatçıdır. O’nun Lazlar için önemi sadece ressamlığı, yazarlığı, müzisyenliği, şairliği değil, tüm varlığına ve eserlerine nüfus eden kültür sevdasında, Laz kültürüne ilişkin ortaya koyduğu her şeyi ruhla, yürekle, sevdayla yapması ve geleceğe bu sevdayı miras bırakmasındandır.

helimisi-hasan

O kendi ifadesiyle Lazca şiirlerinde “Helimişi Xasani”, Türkçe şiirlerinde ise “Sazsız Aşık”tır. Eserlerinde Lazların yaşam biçimini toplumcu bir bakış açısıyla işlemiştir. Çalışmaları amatör bir ruhla ve imkansızlıklar içinde yapılmış ancak sanatsal değeri yüksek eserlerdir. Şiirlerinde, yağlıboya tablolarında roman ve hikayelerinde bunu kolayca görmek mümkündür.

————————————————————————————————–

nazim-hikmet0

ARHAVİLİ İSMAİL

Ünlü şair Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı esnasında takası ile Batum’dan kaçak mermi ve silahlar taşıyan Arhavi’li bir yurtseveri anlatan şiiri aynı zamanda başta Zülfü Livaneli olmak üzere  birçok ses sanatçısı tarafından şarkı olarakta  okunmuştur.

İsmail,  mitralyöz ( eski makineli tüfek) taşıyan  takaların birinde bulunmakta idi. Ancak deniz aniden büyür ve   büyük bir fırtınaya yakalaır. Kendini kurtarıp sağ salim karaya çıkma fırsatının olmasına rağmen mitralyözü teslim edemedikten sonra yaşamın bir değeri olmayacağına inanarak” ya vitralyöz ile beraber karaya çıkarım, yada ikimizde boğulur gideriz “diyerek fırtınada kaybolmuştur.

Genco Erkal yıllar önce Arhavi ilçesinde verdiği bir şiir dinletisinde ” Sevgili Nazımın şiirine konu olmuş insanın memleketinde ” Arhavili İsmail ” şiirini okumak şuan bana farklı bir heyecan ve gurur veriyor “şekli ile duygularını ifade etmişti. Aslında “İsmail” Kurtuluş Savaşında Atatürk’e silah götüren Arhavililer arasında belirli bir isim değildir. Şair kendi arkadaşının adını Arhavili kahramanlara ithafen kullanmıştır. Bilindiği gibi Nazım Himet belli dönemde Hopa cezaevinde tutuklu kalmıştı..

ARHAVİ’Lİ İSMAİL

Atesi ve ihaneti gorduk.

Dusman ordusu yine basladi yurumege.
Akhisar, Karacabey,
Bursa ve Bursa’nin dogusunda Aksu,
carpisarak cekildik…
920’nin
29 Agustos’u:
Usak dustu.
Yarali
ve dehsetli kizgin
fakat topragimizdan emin,
Dumlupinar sirtlarindayiz.
Nazilli dustu.

Atesi ve ihaneti gorduk.
Dayandik
dayanmaktayiz.

1920 Subat, Nisan, Mayis,
Bolu, Duzce, Geyve, Adapazari:
Icimizde Hilafet Ordusu,
Anzavur isyanlari.
Ve ayni siradan,
3 Ekim Konya.
Sabah.
500 asker kacagi ve yesil bayragiyla Delibas
girdi sehre.
Alaeddin tepesinde uc gun uc gece hukum surduler.
Ve Manavgat istikametlerinde kacip
olumlerine giderken
terkilerinde kesilmis kafalar goturduler.

Ve 29 Aralik Kutahya:
4 top
ve 1800 atli bir ihanet
yani Cerkez Ethem,
bir gece vakti
kilim ve hali yuklu katirlari,
koyun ve sigir surulerini onune katip
dusmana gecti.
Yurekleri karanlik,
kemerleri ve kamcilari gumusluydu,
atlari ve kendileri semizdiler…

Atesi ve ihaneti gorduk.
Ruhumuz firtinali, etimiz mutehammil.
Sevgisiz ve ihtirassiz ciplak devler degil,
inanilmaz zaaflari, korkunc kuvvetleriyle,
silahlari ve beygirleriyle insanlardi dayanan.
Beygirler cirkindiler,
bakimsizdilar,
hasta bir fundaliktan yuksek degillerdi.
Fakat bozkirda kisneyip kopurmeden
sabirli ve doludizgin kosmasini biliyorlardi.
Insanlar uzun asker kaputluydu,
yalnayakti insanlar.
Insanlarin basinda kalpak,
yureklerinde keder,
yureklerinde muthis bir umit vardi.
Insanlar devrilmisti, kedersiz ve umitsizdiler.
Insanlar, etlerinde kursun yaralariyla
koy odalarinda unutulmustular.
Ve orda sargi,
deri
ve asker postallari halinde
yan yana, sirtustu yatiyorlardi.
Koparilmis gibiydi parmaklari saplandigi yerden
egrilip bukulmustu
ve avuclarinda toprak ve kan vardi.

Ve asker kacaklari,
korkulari, mavzerleri, ciplak, olu ayaklariyla
karanlikta koylerin icinden geciyorlardi.
Acikmistilar,
merhametsizdiler,
bedbahttilar.
Sosenin issiz beyazligina inip
nal sesleri ve yildizlarla gelen atliyi ceviriyor
ve Bolu daginda ekmek bulamadiklari icin
deviriyorlardi ucurumlara:
sayak, cigara kaadi, tuz ve sabun yuklu yaylilari.

Ve cok uzak,
cok uzaklardaki Istanbul limaninda,
gecenin bu gec vakitlerinde,
kacak silah ve asker ceketi yukleyen laz takalari:
hurriyet ve umit,
su ve ruzgardilar.
Onlar, suda ve ruzgarda ilk deniz yolculugundan beri vardilar.
Tekneleri kestane agacindandi,
uc tondan on tona kadardilar
ve lakin yelkenlerinin altinda
findik ve tutun getirip
seker ve zeytinyagi gotururlerdi.
Simdi, buyuk sirlarini goturuyorlardi.
Simdi, denizde bir insan sesinin
ve demirli sileplerin kederlerini
ve Kabatas aciklarinda sallanan
saman kayiklarinin fenerlerini
peslerinde birakip
ve karanlik suda Amerikan taretlerinin onunden akip
kucuk,
kurnaz
ve magrur
gidiyorlardi Karadeniz’e.
Dumende ve basaltlarinda insanlari vardi ki
bunlar
uzun egri burunlu
ve konusmayi sehvetle seven insanlardi ki
sirti lacivert hamsilerin ve misir ekmeginin
zaferi icin
hic kimseden hicbir sey beklemeksizin
bir sarki soyler gibi olebilirdiler…

Karanlikta kursunii derisi kirmiziya boyanan
baltabas gemi
Ingiliz torpitosudur.
Ve dalgalarin ustunde sallanarak
alev alev
yanan:
Saban Reisin bes tonluk takasi.

Kerempe Fenerinin yirmi mil aciginda,
gecenin karanliginda,
dalgalar minare boyundaydilar
ve baslari bembeyaz parcalanip dagiliyordu.
Ruzgar:
yildiz – poyraz.
Esirlerini bordasina alip
kayboldu Ingiliz torpitosu.
Saban Reisin teknesi
atesten diregiyle gomuldu suya.

Arheveli Ismail
bu olen teknedendi.
Ve simdi
Kerempe Fenerinin aciginda,
batan teknenin kayiginda
emanetiyle tek basinadir,
fakat yalniz degil:
ruzgarin,
bulutlarin
ve dalgalarin kalabaligi,
Ismail’in etrafinda hep bir agizdan konusuyordu.

Arheveli Ismail
kendi kendine sordu:
«Emanetimizle varabilecek miyiz? »
Kendine cevap verdi:
«Varmamis olmaz.»

Gece, Tophane rihtiminda
Kamaci ustasi Bekir Usta ona:
«Evladim Ismail, » dedi,
«hic kimseye degil, » dedi,
«bu, sana emanettir.»

Ve Kerempe Fenerinde
dusman projektoru dolasinca takanin yelkenlerinde,
Ismail, reisinden izin isteyip,
«Saban Reis, » deyip,
«emaneti yerine goturmeliyiz, » deyip
atladi takanin patalyasina,
acildi.

«Allah buyuk
ama kayik kucuk» demis Yahudi.
Ismail bodoslamadan bir sagnak yedi,
bir sagnak daha,
pesinden uc-kardesler.
Ve denizi bicak atmak kadar iyi bilmeseydi eger
alabora olacakti.

Ruzgar tam kerte yildiza donuyor.
Ta karsida bir kirmizi damla isik gorunuyor:
Sivastopol’a giden bir geminin
sancak feneri.

Elleri kanayarak
cekiyor Ismail kurekleri.
Ismail rahattir.
Kavgadan
ve emanetinden baska her seyin haricinde,
Ismail unsurunun icinde.
Emanet:
bir agir makinali tufektir.
Ve Ismail’in gozu tutmazsa liman reislerini
ta Ankara’ya kadar gidip
onu kendi eliyle teslim edecektir.

Ruzgar bocaliyor.
Belki karayel gosterecek.
En azdan on bes mil uzaktir en yakin sahil.
Fakat Ismail
ellerine guvenir.
O eller ekmegi, kureklerin sapini, dumenin yekesini
ve Kemeralti’nda Fotika’nin memesini
ayni emniyetle tutarlar.

Ruzgar karayel gostermedi.
Yuz kerte birden atlayip ruzgar
bir anda butun ipleri bicakla kesilmis gibi
dustu.

Ismail beklemiyordu bunu.
Dalgalar bir muddet daha
yuvarlandilar teknenin altinda
sonra deniz dumduz
ve simsiyah
durdu.
Ismail sasirip birakti kurekleri.
Ne korkunctur dusmek kavganin haricine.
Bir urperme geldi Ismail’in icine.
Ve bir balik gibi urkerek,
bir sandal
bir cift kurek
ve durgun
olu bir deniz seklinde gordu yalnizligi.
Ve birdenbire
oyle kahrolup duydu ki insansizligi
yildi elleri,
yuklendi kureklere,
kirildi kurekler.

Sular tekneyi aciga surukluyor.
Artik hicbir sey mumkun degil.
Kaldi olu bir denizin ortasinda
kanayan elleri ve emanetiyle Ismail.
Ilkonce kufretti.
Sonra, «elham» okumak geldi icinden.
Sonra, guldu,
egilip oksadi mubarek emaneti.
Sonra…
Sonra, malûm olmadi insanlara
Arhaveli Ismail’in akibeti…

Nazım Hikmet Ran

———————————————————————————

 

MISIR’DA LAZ HEYKELİ

Gazeteci Özkan Altıntaş’ ın –sınırların ötesindeki lazlar– yazısından…

Padişah 3. Selim zamanında Fransızlar ve İngilizler Mısır’a saldırıp Kahire’ye girmişlerdi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya yardım amacı ile Osmanlı donanmasındaki leventler kahramanca savaşarak düşmanları kovmuşlardı. Donanmada bulunan Laz Oğlu Muhammed Bey ise emrindeki adamlar ile canı pahasına savaşarak bir mahallede çoluk çocuğu katledilmekten kurtarmıştı.

Şehit düşen Laz Oğlu Muhammed Bey adına Mısırlılar bir heykel yaptırmışlar ve Kahire’nin bu en güzel mahallesinin meydanınada “Laz Oğlu Meydanı” adını koymuşlar…İlginç değil mi….

Yandaki fotoğraf Özkan Altıntaş’ a aittir ve 1986 yılında çekilmiştir.

 

Paylas

Comments are closed.