Wednesday 17th August 2022,
Arhavi – Arhavizyon

MURĞULUŞİ MURADİ: İNSAN ANLATILIRKEN, KÜLTÜRÜNÜ DE, DOĞASINI DA ANLATMAK GEREKİR..

Rekare 05 Ağustos 2022 Haberler MURĞULUŞİ MURADİ: İNSAN ANLATILIRKEN, KÜLTÜRÜNÜ DE, DOĞASINI DA ANLATMAK GEREKİR.. için yorumlar kapalı

Laz Romancı ve Öykü Yazarı Murğulişi Muradi’nin romanı “Kitluk” okuruyla buluştu. Gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkılarak yazılan roman; 1940’lı yıllarda Ardeşenli Mehmet’le Fatma’nın beş çocuğuyla birlikte verdiği yaşam mücadelesini konu alıyor. Yeni romanını anlatan Murğulişi Muradi “Ben insanın, içinde yaşadığı kültür ve doğasıyla bir bütün olduğuna inanıyorum. İnsanı anlatırken kültürünü de doğasını da aynı şekilde anlatmak gerekiyor” diyor.

Romanın hazırlık süreciyle başlayalım…

Romanın ilk taslağını 2018’de, Ardeşenli Arif İslamoğlu’nun anlattıklarından yola çıkarak hazırladım. 1940’lı yıllarda Rize/ Ardeşen’de yaşayan Omerişi Mehmet ve eşi Abdurmanipxe Fatma’nın, kıtlık yüzünden çetin şartlarda beş çocuklarıyla birlikte hayatlarını idame ettirmeleri konu ediliyor. Arif dede o dönemde; karaborsacılardan, İsmet Paşa’nın vergilerine, babası Omerişi Mehmet ile Murgul’a yayan yaptıkları gurbet yolculuğundan, ülkedeki savaşa girme korkusuna kadar yaşadığı birçok şey anlattı. Ben de kayda alıp romana döktüm.

Sizi bu romanı yazmaya iten nedeni nasıl açıklarsınız?

2010 yılında Lazika Yayın Kolektifini kurduk. O gün bugündür Lazca edebi ürünler yayımlıyoruz. Seksen küsur kitaba ulaştık. Kendi çalışmalarım da bu yayınların arasında. Bunların dışında Türkçe çalışmalarım da var. Fakat Kitluk’u mutlaka yazmam gerektiğini düşündüren olay, Arif dedenin bir cümlesiydi. Kendisiyle bayramlaşmaya gittiğimde televizyonda bir yatak firmasının reklamı vardı. O reklama bakıp bana şöyle dedi; “Ağabeyim kıtlıkta İzmir’den gelmişti. Bir pamuk yatak getirmişti. Katlayıp getirmiş. Köyde öyle bir yatak yoktu kimsenin. Köye ne zaman misafir gelse, pencereden yatağı katlayıp isteyen komşulara verirdi. Kim gelse ağabeyimin o yatağında yatardı. Şimdiki gibi yataklar yoktu. Yokluk vardı.” Bu içten sözlerle laf lafı açtı. Sonra bu sohbete, konuşmayı kayda alarak devam ettik. Kayıttın bir sene sonra “Kitluk” romanına başladım. Lazcada “kıtlık” terimini karşılayan bir kelime yok. En azından ben bilmiyorum. Bu yüzden Karadeniz Türkçesiyle “Kitluk” adını başlık olarak uygun gördük.

“KİTLUK, DEDELERİMİZİN YOKLUK GÖRDÜĞÜ DÖNEMLERİ HATIRLATIYOR”

Mehmet, Fatma ve beş çocuğunun hikayesiyle neler anlatmak istediniz?

Günümüz ekonomik politikaları “sürekli büyümeye” puta tapar gibi tapıyor. Sürekli büyüme hevesi ise piyasanın canlı kalmasını istiyor. Bu capcanlı piyasa da kullan-at endüstrisi doğuruyor bizlere. Şimdilerde çoğumuz artık yırtık çoraplarını evde dikmiyor. Ya da ayakkabısına tamircide taban yaptıran çok az kişi var. Herkesin ayrı yatağı bulunuyor örneğin, kimse komşusunun yatağını isteyip misafirini orada yatırmıyor. Çeşit çeşit ayakkabılarımız, elbiselerimiz var. Çünkü tamir yaptırmaktansa, terzide diktirmektense daha ucuzunu satın alabiliyorsunuz. Kitluk, bize dedelerimizin yokluk gördüğü dönemleri hatırlatıyor.

Romanda; Omerişi Mehmet, amcaoğlu Mustafa ile karaborsada mısır satmak ister ve Hamza adında bir simsarın hedefi haline gelirler. Çünkü mal sattıkları gün, nicedir takipte olan jandarma ünlü karaborsacıya pusu kurmuştur. Hamza da bu pusudan dolayı Mustafa ve Mehmet’i sorumlu tutar. İki genç adam, yanlış zamanda yanlış yerde olmanın cezasını çekeceklerdir. Bu sırada Mehmet’in küçük kızı hastadır ve para kazanıp kızını İstanbul’a götürmesi gerekmektedir. Mustafa ve Mehmet yüzünden yakalandığına inanan Hamza, hapiste boş durmaz ve intikam planları yapar. Bu sırada Mehmet’in kızının sağlık durumu giderek kötüleşir. Kıtlık yüzünden elde avuçta ne varsa satmışlardır, gurbete çıkmaktan başka çaresi kalmamıştır. Fakat gurbete gittiği Murgul’da tuhaf bir olay kendisini bekliyordur.

“Bölgenin sosyal ekonomik yapısı ve eko kurgu ile doğayla olan ilişkimizi edebiyatla yeniden inşa ediyoruz” sözünüzü “Kitluk” romanı bağlamında nasıl yorumlarsınız?

Eko kurgu ya da eko edebiyat, üzerinde durduğumuz bir konu. Bilim kurgu, polisiye, aşk, korku-gerilim… Roman yazımında birçok tür mevcut; eko kurgu, eko edebiyat insanın doğayla olan ilişkisini edebi bir dille sunuyor. Kıtlıkları, ekolojik felaketleri, çevre tahribatını, selleri, betonlaşmayı size kurgunun gücüyle anlatıyor. Yeni İnsan Yayınevi, bu konuda avangart bir duruş sergiliyor. Yayımlarına baktığınızda bunu görüyorsunuz. HES’lerin kötü olduğunu ya da mono kültür tarımının endemik yapıya zarar verdiğini manifestolarınızda söyleyebilirsiniz, mitinglerde haykırabilirsiniz. Biz bir de bunu romanla yapmak istedik. “Doğayla ilişkimizi edebiyatla yeniden inşa ediyoruz” sözü, Yeni İnsan Yayınevinin mottosu olabilir. Ben insanın, içinde yaşadığı kültür ve doğasıyla bir bütün olduğuna inanıyorum. İnsanı anlatırken kültürünü de doğasını da aynı şekilde anlatmak gerekiyor. Bu insan, doğa ve kültürün tek bir ayağının bozulması, diğerlerinin de bozulmasına neden oluyor.

“İNSANIN ETKİLEŞİME GİRDİĞİ ÖGELER ROMANDA YERİNİ ALIYOR”

Romanınıza baktığımız zaman daha önce yayınladığınız kitaplardan farklı bir özelliği var. Bölgenin kültürel yapısını, sıkıntılarını, insanların doğayla mücadelesini gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkarak anlatıyorsunuz… Bu tür anlatımlarınız devam edecek mi?

Kitluk’ta endemik bitkilerden, Lazca yer adlarına, kaybolan birçok şeyi bulacaksınız. Yani insanın etkileşime girdiği ögeler romanda yerini alıyor. Yazım sürecinde bunlara özellikle dikkat ettik. Az evvel bahsettiğimiz insan-doğa-kültür bütününden sadece insanı çekip anlatmanın eko edebiyat bağlamında yetersiz kalacağına inanıyoruz. Fakat Doğu Karadeniz’de yaşayan biri olarak, gözlemlediğim bir durumu burada bahsetmeden geçemeyeceğim. Lazika Yayın Kolektifi olarak bizler anadil mücadelesi verirken, örneğin pek tabi HES’lere de karşı duruşumuzu sergiliyoruz. Ancak çoğu arkadaşımız çevreci duyarlılığını, anadilin korunmasında göstermiyor. Yani dereler için insanları bir arada toplanmış görebiliyorken, Lazcanın kayboluyor oluşu çoğunu harekete geçirmiyor. Bizler, derelerin yok ediliyor oluşuyla anadillerin kayboluyor oluşunu aynı derecede acıyla karşılıyoruz. İkisini bir bütün olarak görüyoruz.

Haber: Hamdi Gökdeniz – Evrensel

Kitap siparişi:

https://www.kitapyurdu.com/kitap/kitluk/621387.html

Paylas

About The Author

Comments are closed.