Wednesday 01st December 2021,
Arhavi – Arhavizyon

HES’LERE KARŞI ARTVİNLİLER OMUZ OMUZA VERDİ

    

     Yeşil Artvin Derneği, Derelerin Kardeşliği Platformu, Türkiye Su Meclisi tarafından Organize edilen “Nehirlerimize ve sularımıza sahip çıkalım” konulu basın açıklaması uzun süre konuşulacak bir kalabalıkla Berta Köprüsü üzerinde gerçekleştirildi.

     Barajlar nedeniyle sular altında kalacak olan tarihi Berta köprüsü üzerinde öyle bir basın açıklaması yapıldı ki Artvin’de yapılan festivallerde ancak bu kadar kalabalık bir araya gelmiştir. Yeşil Artvin Derneği, Derelerin Kardeşliği Platformu, Türkiye Su Meclisi tarafından Organize edilen “Nehirlerimize ve sularımıza sahip çıkalım” konulu basın açıklamasına Rize, Artvin’in sahil ilçeleri, Ardanuç, Şavşat, Erzurum’un Oltu, Olur ilçeleri ve köylerinden bir çok katılım olduğundan basın açıklaması ortak yer olan tarihi Berta köprüsünde yapıldı. Adeta şölen havasında gerçekleşen basın açıklamasında HES’lerin suların satılmasına karşı çıkan kalabalık adete gövde gösterisi yaptılar. Basın açıklamasına Yeşil Artvin Derneği, Derelerin Kardeşliği Platformu, Türkiye Su Meclisi’nin yanı sıra Ak Parti  temsilcileri hariç diğer siyasi parti temsilciler, sivil toplum örgütleri,  Artvin Çoruh Üniversitesi Öğrenci Konseyi  Başkanlığı, Artvin Motosiklet Kulubü, Köy Muhtarları ve HES’lerden zarar göreceğini düşünen vatandaşlar katıldı.     

     Katılımcılar kollarına kırmızı kurdele takarken araçlarına da değişik pankartlar ve yazılar yazdılar.

 

     Mitinge gelen katılımcılar ellerindeki pankartlarla basın mensuplarına dertlerini anlattılar. Basın açıklaması için Yusufeli Demirkent Köyün’den gelen vatandaşlarda yaptıkları açıklamalarla HES’lere neden karşı olduklarını anlattılar. Demirkent Köyü Muhtarı Kemalettin Köse “ Bizim HES’lere verecek bir damla suyumuz bile yok. Devletin bizi görmesi lazım, yetkililerden bu konuda yardımcı olmalarını bekliyoruz ama bu konuda bizi dinleyen de yok yardımcı olanda. Yusufeli ilçe Kaymakamımızda bize HES’lere karşı çıkmamamızı söyleyip anlaşın diyor, tarım alanlarımız yok olurken , yaşam kaynağı sularımız yok olurken nasıl karşı çıkmayalım. Suyunuzu kesmeyeceğiz diyorlar evet yapım aşamasında kesmeyecekler ama yaptıktan sonra bizi susuzluğa mahkum edecekler” dedi. Demirkent Köyü sakinlerinden Niyazi Batmaz ise tepkisini şöyle dile getirdi. “ üç-dört derenin birleşiminden aldıkları ölçümlerle proje hazırladılar ancak ölçüm yaptıkları yerle HES’in yapılacağı yer ayrı. Ölçüm yapılan yer üç dört derenin birleştiği köyün aşağı kısmı ama HES’in yapılacağı yer sadece bir derenin aktığı köyün üst bölümü. Bizlere yalan söylüyorlar,bu milleti kandırıyorlar. Bizi zorla terörist etmek istiyorlar, yetkiler bizi kandırıyor, suyumuzu kestikten sonra nasıl yaşayacağız terk edip gidelim topraklarımızı bu yaştan sonra” diyerek tepki gösterdi. Yusufeli Çamlıca köyü muhtarı Arslan Yazıcı’da “ biz bu köylerimize sonuna kadar destek vereceğiz, HES için gelenleri köylüler nerdeyse öldürecekti engel oldum, bizlere yalan söylemekten vazgeçmeliler artık. Bu kadar köyü ve insanı susuz bırakacak projeler durdurulmalıdır” dedi.

 

 

ÇORUH ve DERELERİ İÇİN BASIN DUYURUSU

 

Sayın misafirlerimiz, basınımızın seçkin temsilcileri, Çoruh Vadisinin ve derelerimizin dert ortakları hoş geldiniz.

 

Sizlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Geleceğe daha büyük umutlarla bakmamızı sağlayan bu destek ve dayanışma için hepinize selam ve saygılarımızı sunuyoruz.

 

Su, insan hayatı ve doğa için en önemli unsurdur ve temelde sanılanın aksine sınırlı bir kaynaktır. Bu nedenle günümüzde su kaynaklarının etkin kullanımı ve yönetimi en önemli problemlerden biri olmuştur.

 

Türkiye, kuraklık ve beraberinde meydana gelecek hastalıklar için en tehlikeli yıl olarak görülen 2025’te, su sıkıntısı çekecek ülkeler arasında gösterilmektedir.

 

Öte yandan 20. yy.’ın ikinci yarısından itibaren suyu metalaştıran yaklaşımlar sonucunda, dünya nüfusunun kullandığı suyun yönetiminde çok uluslu özel şirketlerin etkinliği artmaktadır.

 

Bu bağlamda, önümüzdeki çeyrek yüzyılda tatlı su kaynakları üzerindeki uluslararası baskıların artacağı ve suyun tam olarak ticari bir meta haline getirileceği anlaşılmaktadır. Ülkemizin ve bölgemizin akarsuları,  temiz su potansiyeli ile küresel ısınma sürecindeki Türkiye ve Dünya su sektörünün ilgi alanındadır.

 

Hatta su konusunda çıkan ihtilafların giderilmesi için uluslar arası adalet divanı veya hakem kararıyla çözülmesi gibi öneriler dayatılmakta ve su kaynaklarının yönetimi değil paylaşımına dönük bir yaklaşım sergilenmektedir.

 

Öyle ise, su havzalarının bu baskılardan uzak tutulabilmesi ciddi bir irade gerektirmektedir. Biz ülkemizin, yöremizin bütün yöneticilerinin bu iradeye sahip olduklarını düşünmek istiyor ve buna uygun hareket etmelerini bekliyoruz.

 

Kabul edilmelidir ki doğa-insan ilişkileri varoluştan beri sorunlu olmuştur. Toprak, su ve ormanların kullanımından kaynaklanan sorunlar, günümüzde artarak devam etmektedir ve artık bu durum ciddi bir küresel sorun haline gelmiştir.

 

Sulak Gezegen olarak adlandırılan yegâne yaşam alanımız dünyanın, üçte ikisi sularla kaplıdır. Ancak bu suların ne yazık ki sadece % 1’inden azı ancak insanın kullanabileceği sudur. Hal böyle olunca su kıt bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Öyleyse bu kıt kaynaklar, insanoğlunun sonsuz taleplerine göre değil, kaynağın miktarına göre yönetilmelidir. Enerji ihtiyacı için uygun olan derelerde elbette bazı enerji yapıları yapılabilmelidir. Ancak bu yapıların tüm bölgeye yayılması, vadi ve akarsu sistemini tümüyle parçalaması, bozması, hatta yok etmeye varan ölçüde olumsuz etkilerde bulunması kabul edilemez bir durumdur ve geleceğimize yapılmış en büyük darbedir.

 

Hidroelektrik santraller ve barajlar, günümüzde Artvin’in, Karadeniz’in ve ülkemizin doğal sistemleri üzerinde büyük tahribatlar yapmaktadır. Aslında tüm yaşam destek sistemlerini tehdit eder boyutlardaki bu etkiler, doğaldır ki bozulmamış ekosistemlere temellendirilmiş turizmin bugününü ve geleceğini de yok etmektedir.

 

Mevcut uygulamalar; sadece ekolojik değil sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda da geri dönülemez zararlar verecek düzeydedir.

 

Öte yandan derelerin mevcut hidrolojik düzeni ortadan kalktığı için dere kenarı bitki örtüsü tahrip olmakta, zaten su azlığı nedeniyle yok olmak üzere olan sucul sistem ve estetik bütünlük daha da olumsuz etkilenmektedir.

 

HES inşaatları, var olan sistemi bozduğu için yerel üretimi sağlayacak her türlü tarım ve hayvancılığı yapılabilir olmaktan çıkarmakta, gelecek için kullanılabilir tüm potansiyel alanları da tahrip etmektedir. Tarımı ve hayvancılığı olmayan bir kırsal alanın işe yaramayacağı ve insanların da artık buradan göç edeceği açıktır.

Dilemiyoruz ve bilemiyoruz!

Belki istenen de budur. Oysa gelecek için umut bağladığımız eko turizm, yerel halk ve onun üretimi olmadan varlığını oluşturamaz ve sürdüremez.

 

Bunların ötesinde ÇED Yönetmeliği, Elektrik Piyasası Denetleme Kanunu ile Uygulama Yönetmeliği, orman arazilerinin tahsisine ait yasalar, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun gibi bir dizi yasanın içerdiği kimi düzenlemelerin, doğal ekosistemlerin korunmasını zorlaştıracak hatta olanaksız kılacak hükümler içermesi de dikkatle değerlendirilmesi gereken bir başka konudur.

 

Türkiye, enerji açığını kapatmak için, ucu açık ve tartışmalı gerekçelerle aceleye getirilen, sınırlamaları net olmayan su tahsislerine konu edilmektedir. Mevcut uygulamalar; sosyal, kültürel, ekolojik değerler ve ulusal çıkarlara geri dönülemez zararlar verecek düzeyde sorunlara neden olmaktadır.

 

Bugün bu toplantının yapıldığı tarihi Berta Köprüsü’de Deriner Barajının göl havzasında sular altında bırakılmak istenmekte olup, daha onlarca tarihi eser gibi yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

 

Enerji üretiminde kullanılacak kaynakların seçiminde çevresel etki değerlendirmesi her geçen gün daha belirleyici hale gelmektedir. Ancak yapılan HES projelerinde hazırlanan ÇED’ler, sadece ruhsat alınan HES alanı için yapılıp, havzaya etkisi irdelenmemektedir. Mevcut ÇED uygulamaları zaten yeterince duyarlı hazırlanmamakta, özellikle en çok zarar gören akarsu ekosistemi ya hiç ya da çok az irdelenmektedir. Tarafsız, ekosisteme ve topluma duyarlı ÇED hazırlanması kamu adına talebimizdir.

 

“Su berekettir! sudan elde edilen enerji temiz enerjidir! Dünyanın en temiz, verimli enerjisidir!” şeklinde lanse edilen HES’lerin;

yapım aşamasında: akarsuya karışan betonarme ve yan katkı kimyasalları, dere  yatağına moloz dökümü ve binlerce beton hafriyat nedeni ile,

işletme aşamasında ise; akarsuyun akış dengesinin ortadan kalkması sonucu sucul, yarı sucul organizmalar ve ekosistemlerin yok olması nedeniyle, birer çevre felaketi olduğu görmezlikten gelinmektedir.

 

Ekosistem bir bütündür ve temiz enerji yok etmeyen, sürdürülebilir olan enerjidir. 50 yıllık kar için, Dünyada biyolojik çeşitlilik bakımından korumada öncelikli 200 ekolojik alandan biri olan bölge ekosistemlerini, binlerce yıldır bölgeye bereket sunan akarsu havzalarını, halkı ve tarihi ve kültürel yapıyı yok sayarak elde edilen enerji temiz enerji değildir.

 

HES yapıları ve iletim hatları için yok edilen yamaçlar ve ormanlar; enerji aktarımı için kurulacak 50 km’ye varan uzunluktaki yüksek gerilim hatlarının insan ve çevreye vereceği zararlar hep göz ardı edilmektedir.

 

HES yapıları ile alt ve üst havzalardaki ekosistemler birbirinden koparılmaktadır. Oysa havzalar entegre bir sistemdir. Tüm unsurları (insanı, suyu, ormanı, toprağı, hayvanı, bitkisi) ile ele alınması, planlanması, karar verilmesi, korunması ve işletilmesi gereken bir sistemdir.

 

                Özetle, günümüzde artık Entegre Havza Yönetim Planları devreye girmelidir. Entegre Havza Yönetimi Sosyo-ekonomik kalkınma ile koruma arasındaki dengeyi kurar. Koruyarak kullanmanın yollarını geliştirir, üstün kamu yararını gözetir.

                Eğer havzalar, bir sistem olduğu unutularak sadece ekonomik gayelerle yönetilirse (yani kullanılırsa), üstün kamu yararı, üstün cüzdan yararı haline dönüştürülür.  Kamuya bu yatırımların çevresel yükü kalır.

                Sayın Konuklar; biz ülkemiz kalkınmasın demiyoruz. Biz ülkemiz kalkınacaksa doğal kaynakları koruyarak olabileceğini söylüyoruz. Bu amaçla HES projelerinde özetle;

·         ÇED süreci mutlaka adil, tarafsız ve halkı dışlamadan yürütülmelidir.

·         Derelerimiz ve ormanlarımız yok edilmemeli, vadiler pasa döküm alanları değildir ve taş-kaya atılmaları ile tarumar edilmemelidir.

·         Yasal süreci tamamlanmamış projelerin başlamasına asla ve asla izin verilmemelidir. İlgili İl Müdürleri görevlerini korkusuzca yapmalıdır.

·         Enerji ihtiyacımız için, öncelikle en ucuz enerji olarak tasarruf, verimlilik, rüzgâr, güneş ve jeotermal kaynaklar ve benzeri alternatifler devreye girmelidir.

                Özellikle dikkat edilmelidir ki; bizim söylediklerimizin doğruluğu, yargı kararları ile de kanıtlanmıştır. Rize İdare Mahkemesi, son Papart Deresi davalarında ve Karadeniz’deki diğer davalarda, Havza Planlaması olmadığı ve ÇED sürecinin bilimsel yöntemlere uygun yapılmadığı için geri dönülemez zararlar oluşacağı gerekçeleri ile yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Verilen kararlar mahkemenin yerleşik içtihadı haline gelmiştir.

                Güzel Ülkemizin güzel insanları! Suyuna, toprağına sahip çıkmak, vatana sahip çıkmaktır. Buraya gelerek gösterdiğiniz soylu davranış yarınlarımız için umut olmuş, hepimize güç vermiştir.

                Bu nedenle hepinize teşekkürlerimizi ve saygılarımızı sunuyor, mücadelemizde hepinize başarılar diliyoruz. Başarılarımızı kutladığımız şenliklerde buluşmak dileğiyle şimdilik hoşça kalın.

 


Paylas

About The Author

Leave A Response